For our friends around the world:

English       Español          العربية

Kanada’ya Geldiğimde Yaşadığım Kültür Şoku

Translated by Nil Canimoglu

Kanada’ya ilk geldiğimde kültürel şoka uğradım ve depresyona girdim. Gördüğüm her şey çok farklıydı ve bu beni çok korkutmuştu.

Kanada’ya ilk geldiğimde yaptığım şey kendimi tamamıyla hayattan soyutlamak olmuştu. Evden dışarı çıkmıyordum çünkü korkuyordum. Dışarıyı bilmiyordum, dili bilmiyordum ve sonuç olarak iletişim kuramıyordum. Ne bir arkadaşım ne de ailem vardı yanımda.

Tam bir yıl geçtikten sonra bir şeyler düzelmeye başladı. Toronto’nun biraz dışında başka bir eve taşındım ve tesadüfen Kolombiyalı bir aileye komşu oldum. Aynı kültüre sahiptik ve aynı dili konuşuyorduk (İspanyolca). Dışarı çıkmaktan ne kadar çok korktuğumu fark etti ve bana dil okuluna gitmemi tavsiye etti. Beni cesaretlendirip okula gitmem için ikna etti ve hatta ESL programına kaydımı yaptırırken bana eşlik etti. Bana etrafı gösterdi, otobüse nasıl ve nereden bineceğimi öğretti. Bunların yanında sık sık lezzetli Kolombiya yemekleri yapıp beni ailesiyle yemeğe davet etti.

Kolombiya’da üniversitedeyken İngilizce ve Fransızca dersleri almış olmama rağmen gerçek şuydu ki ilk geldiğimde söylenilen hiçbir kelimeyi anlamıyordum. Bu durum beni çok öfkelendirmiş, üzmüş ve depresyona sokmuştu çünkü iletişim kuramıyordum. Evde sürekli İngilizce programlar izliyordum ve bir yılın sonunda konuşulanları anlamaya başladığımı fark ettim. Sonra İngilizce çalışmaya ağırlık verip lise diploması aldım. Ondan sonra Ontario Sheridan Koleji’ne gittim ve Fransızca öğrendim ve uzmanlık belgesi aldım, sonrasında okumaya devam etmek istedim ve İspanyolca Mütercim-Tercümanlık  eğitim programlarını bitirdim ve yeterlik belgemi aldım.

Şu anda, son 10 yıldır bir devlet kurumunda çalışmakta olan saygıdeğer bir tercümanım. Buradaki iş hayatımdan çok memnunum ve başarılarımla gurur duyduğumu söyleyebilirim. Artık korkmuyorum,  kendine güvenen bir kadınım ve başarılı bir Kanada vatandaşı olduğum için mutluyum.

Dil engeli yüzünden iletişim kuramayan ama konuşmak isteyen insanların sesi olmayı, onlara yardım etmeyi seviyorum. Kendi insanıma yardım etme şansına eriştiğim ve onlara yerleşme ve alışma sürecinde yardım edebildiğim için kendimi gururlu ve ayrıcalıklı hissediyorum. Bu sayede kendilerine sunulan hizmetlerden faydalanıp topluma daha hızlı adapte olabiliyorlar. Ben de bir zamanlar onlar gibiydim ve her birini çok iyi anlıyorum.

Buraya ilk geldiğimde alışmakta büyük zorluk çektiğim diğer bir şey de Kanada’nın kışı oldu. Ben kışı ve karı olmayan bir ülkeden gelmiştim, karın yağışını seyretmek beni büyülemişti.

Ne muhteşem bir manzara! Buranın soğuğuna uygun giyinmeyi bilmediğim için çok geçmeden ellerim ve ayaklarımın aşırı soğuktan donduğunu hissetmeye başlamıştım. Bu soğukla baş etmek için termik botlar, kalın montlar, iki kat pantolon ve çorap giyip, bere ve eldiven takmam gerektiğini öğredim. Ayrıca kış aylarında kar ve buzun araba sürmeyi daha riskli hale getirdiğini öğrendim. Bir keresinde kaygan zeminde frene basmıştım ve arabayı durduramadım. Araba kaymaya devam etti ve büyük bir yol levhasına çarpınca ancak durabilmiştim. Yol levhasını kırmıştım. Hemen bu kaza sonrasında arabama daha güvenli olması için kışlık lastikler taktırmaya karar verdim. İşim gereği sık sık Toronto’daki civar ilçelere gitmem gerekiyor ve kışlık lastikler sayesinde yolda kendimi daha güvende hissediyorum. Araba kullanırken kışlık lastiklerin sürüş farkını hissedebiliyorum. Kışlık lastikler daha ağır, daha yumuşak ve daha esnek olduğundan sıcaklık 7 derecenin altına düştüğünde araba yolu çok daha iyi kavrıyor ve daha güvenli bir sürüş sağlıyor.

Kayak yapmak, snowboard yapmak, hockey oynamak gibi Kanadalıların sevdiği çok sayıda kış sporu var ama ben hiçbirine ilgi duymuyorum. Buzda düşüp bir tarafımı kırmaktan çok korkuyorum. Ama doğru botlarla ve dikkatlice karda yürüyüş yapmayı seviyorum. Aynı zamanda doğanın içinde olmayı da. Yaz mevsiminde Kanada’da görülesi bir sürü doğal güzellik var. Doğanın içinde patika yollarda ya da tepeliklerde yürüyüş yapıp kanoya binmeyi, kulübede kalmayı ve harika göl manzaralarına bakmayı seviyorum.

Birkaç sene sonra Kanada doğumlu biriyle evlendim. Tam bir hockey tutkunuydu. Hockeyle yatıp hockeyle kalkmak zorunda kaldım. Uykusunda bile favori takımından bahsederdi. Oturma odasındaki büyük televizyon o maçları izlesin diye vardı sadece. Ben çok sıkılıyordum! Doğruyu söylemek gerekirse, hockey benim zevkime çok uzak düşen güç ve öfke sporu gibi geliyordu bana. Kedim Mica televizyonun karşısına geçip eşimle maçları izlemeyi seviyordu. Hatta çoğu zaman zıplayıp diski kendi yakalamaya çalışıp galip gelmek istiyordu! O anlar çok komik oluyordu! Bu sporu anlamak için çaba sarfettim, bir kaç maçı canlı izlemeye bile gittim eşimle. Zevk bile aldığımı söyleyebilirim. Kedim Mica için Hockey bir saplantı haline geldi adeta! Baksanıza! Ne de olsa o da Kanada doğumlu! https://www.youtube.com/watch?v=szAf7iQyAq4  Bir de eşimin rock ve metal müzik sevdası vardı, hiç alışamadığım, bana sinir ve stres yüklerdi bu müzikler.

Yemeğe gelince, mutfakta zaman geçirip, baklagil yemekleri, baharatlı acılı avokadolu sebze sosları(guacamole), kızarmış muz(fried plantains), poğaça(arepas), mısır dürümleri(envueltos) gibi yiyeceklerin yanında etli sebze çorbaları (sancochos, ajiacos) ve börek (empanada) gibi Kolombiya’ya özgü ağız sulandıran yemekler pişirmeyi çok seviyorum. Bütün bunları eşimle afiyetle yemek için yapardım. Amma velakin, eşim bu yemekleri sofrada görünce “Bunlar ne yaa?” derdi. Ve çoğu zaman çıkıp McDonalds’a gider hamburger, patates kızartması, kola ya da biberli pizza alıp yemeyi tercih ederdi. Merakınızı gidereyim! Hiçbir gün olsun benim yemeklerimden yemedi. Ama, bu durum beni lezzetli geleneksel yemeklerimi yapıp tek başıma ya da Latin arkadaşlarımla yeme zevkinden alıkoymadı.

Hockey’den ve 8 yıldır hiçbir şeyin değişmemesinden bıkmıştım, artık yeter dedim ve yaklaşık 3 yıl önce evimi ayırdım. Eşim hala en iyi arkadaşlarımdan biri. Kendi sarayımın kraliçesi olmaktan çok memnunum. Özgürce seçim yapıyor ve kararlarımı kendi başıma alabiliyorum. Kocaman ekran bir televizyonum var, sevdiğim dekorasyon, doğa, doğada yaşam programlarını izleyebiliyorum. Bütün spor kanallarını iptal ettirdim! Çok sevdiğim opera ve klasik müzik konserlerini dinleyebiliyorum! Kedim Mica, televizyondaki hockey maçlarını artık özlemediğini çünkü artık iple ya da uzun saçımla oynamaktan zevk aldığını söyledi, birlikte çok güzel zaman geçiriyoruz!

Kendimi, kendi hayatının iplerini kendi ellerinde tutan güçlü, donanımlı, kendine güvenen ve mutlu bir kadın olarak görüyorum. Bence ben olduğum gibi mükemmelim!

Aynı zamanda, harika ve kar amacı gütmeyen Toastmasters International https://www.toastmasters.org/ derneğine üye oldum. İletişim, liderlik becerileri ve toplum önünde konuşma teknikleri alanlarında eğitim sunuyorlar. Birkaç yıldır her hafta grup toplantılarına katılıyorum ve artık insanlarla iletişim kurarken kendime daha çok güvendiğimden sosyal çevremin genişlediğini  söyleyebilirim.

Yıllardır burada yaşayınca ilk etapta neden korkup içime kapandığımı ve bunalıma girdiğimi daha iyi anlıyorum. Size tavsiyem SAKIN, sakın bunu yapmayın. Çünkü bu sadece işleri daha da zorlaştıracak ve bu yeni kültüre alışma sürecinizi uzatacak.

Kanada’ya yeni gelmiş göçmenler olarak kendimize yapacağımız en büyük iyilik, dili öğrenmek için okula giderek ve çeşitli destek gruplarına katılarak insanlarla iletişim kurmaktır. Günümüzde, size destek olacak bir sürü toplum hizmeti mevcut ve çoğu toplumla bütünleşmenizi hızlandırabilmek için size mütercim ve tercüman hizmeti sunuyor.

Benim yaptığım gibi kendinizi eve kapatıp kış uykusuna Yatmayın. Dışarı çıkın, soğuk havanın sizi canlandırmasına izin verin, güneşe doyun, kısa yürüyüşlere çıkın, dans edin, en sevdiğiniz şarkıları taa içinizden gelerek söyleyin https://www.youtube.com/watch?v=zDl_N1raDkA&feature=youtu.be, bir müzik aleti çalın ve gülümsemeyi ihmal etmeyin. Çünkü bunları yapmak kendimizi iyi hissettirir ve hayatı daha güzel görmemizi sağlar. Size tavsiyem, elinizden geldiğince çok insanla  tanışın, sohbet edin, partilere, etkinliklere katılın ve hiçbir zaman iyi bir arkadaşın desteğini hafife almayın.

Ben, yıllardır burada yaşayan ve desteğini benden hiç esirgemeyen Kolombiyalı bir arkadaşım sayesinde kozamdan çıkabildim. Onun anlayışı, şefkati ve desteği gözlerimi açtı ve bana bu yeni kültüre alışmam için yürümem gereken doğru ve kolay yolu gösterdi.